Avrupa'dan İstanbul'a gelip daha çok elçilik çevrelerinde çalışan Avrupalı ressamların en çok resimledikleri konulardan biri de elçi kabul törenleridir. Osmanlıların geleneksel protokolünde bu kabul törenleri, her zaman yeniçerilere üç aylıklarının ödendiği 'ulûfe' gününe rastlatılmıştır. Kabul günü sabahı elçi ve eşliğindekiler, görevli yeniçeriler eşliğinde saraya giderler. Bâb-ı Hümâyûn'dan girip Bâbü's-selam'a geldiklerinde atlarından iner, kılıçlarını bırakır ve ikinci avluya girerler. Burada yeniçerilere yemek dağıtılmasına ve 'çanak yağması' denen olaya tanık olurlar. Daha sonra heyet, Dîvân-ı Hümâyûn'un yanındaki odaya alınır ve burada sadrazam onlara bir yemek verir. Yemekten sonra bir Dîvân toplantısını izlerler. Yandaki bir odada elçiye 'hilat' giydirilir. Sonra da elçi ve eşliğindekiler Bâbü's-saade'den geçerek Arz Odası'na gelir ve getirdikleri armağanlarla birlikte padişahın huzuruna çıkarlar. Birkaç nezaket sözcüğünden sonra elçi, tahtta oturan padişaha sunulmak üzere güven mektubunu yanındaki 'dragoman'a verir. Görevlilerin elinde dolaşan mektup, sadrazam tarafından padişahın yanına bırakılır. Sadrazam padişah adına elçiye yanıt verir ve tören sona erer.
Avrupa ülkeleriyle diplomatik ilişkilerin hızlandığı 18. yüzyılda Avrupa başkentlerine gönderilen Osmanlı elçileri o ülkelerde önemli izler bırakmış, Osmanlı elçilerinin bu ülkelerdeki kabul törenleri de Avrupalı ressamlar tarafından resimlenmiştir. 1709'da Ruslara yenilgisi nedeniyle Osmanlılara sığınan İsveç kralı XII. Şarl'ın borçlarını geri almak üzere 1727 yılında İsveç kralı I. Frederick'e gönderilen Kozbekçi Mustafa Ağa'nın ve aynı amaçla 1733'te İsveç'e giden Mehmed Said Efendi'nin, İsveçli ressamlarca yapılmış resimleri, bu türün çarpıcı örneklerindendir.
Fransız Büyükelçisi Vergennes Kontu Charles Gravier'nin Türk Giysileri İçinde Portresi Detay Antoine de Favray