Roman Polanski: Aranan ve Arzulanan

01 Kasım - 29 Kasım 2014

Filmlerim anlık arzuların ifadesidir.
Güdülerimin peşinden giderim, fakat disiplinli bir biçimde.

Roman Polanski


2008 tarihli belgesel filmden  adını alan, Pera Film’in Roman Polanski: Aranan ve Arzulanan programı, Polanski’nin 1960’lı ve 1970’li yıllarından derlenen bir seçkiden oluşuyor. Programa bir de  belgesel eşlik ediyor. Tartışma yaratan bir yönetmen olan Roman Polanski, kendine özgü karanlık perspektifi ve katılığı, hikaye anlatımına getirdiği nihilist yaklaşımla sinemada kalıcı bir iz bıraktı. Yönetmen, düşmanca ve ironik bir dünyada ayakta kalmaya çalışan sıradan insanın ahlak dışı hikayelerini anlatmak için kara mizah, gerilim ve zaman zaman da sürrealizmi kullanan filmler yaratmıştır.

“Roman Polanski filmlerinin geçtiği zaman ve mekanlar yönetmenin tüm çalışmaları içerisindeki dönüm noktalarına işaret eder. İlk uzun metrajlı filmi Sudaki Bıçak Polonya’da çekilmiş ve savaş temasına odaklanmayan ilk savaş sonrası filmlerden biridir: Çok fazla şeyin gerçekleşmediği bu gerilimde odak insan etkileşimi ve onun doğasıdır. Başarılı bir biçimde işlenen atmosferi klostrofobiktir ve film, komünizm ve sosyal sınıfların yanı sıra, insanın en temel ve cinsel içgüdüleri hakkında çok şey söyler. Bu aynı zamanda Polonya’dan En İyi Yabancı Film kategorisinde Oscar’a aday olan ilk filmdir. Polanski, kendini kanıtlamış Polonyalı bir yönetmen olmasına karşın, Polonya’da başka bir film çekemeyeceğini anlayınca ülkeyi terk etmeyi tercih etti ve Fransa’ya yerleşti. Paris’te yoksulluk içinde yaşadığı yıllarda senaryo yazarı Gérard Brach ile arkadaşlık kurdu ve sonrasında uzun süre boyunca ortak çalışmalar gerçekleştirdi. İngiltere’de çektiği ve Brach’la birlikte yazdığı sonraki iki filmi Tiksinti (1965) ve Bozuk Düzen (1966) Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Gümüş ve Altın Ayı ödüllerini aldı. Her iki film de baskılanan cinsellik ve paranoya hakkında yapılmış ve hayal gücümüzün sınırlarını aşan bir korkuyu içeren dahiyane temsillerdir.

Polanski, 1968’de Hollywood’a gitti ve burada Rosemary’nin Bebeği (1968) adlı psikolojik gerilim filmini çekti. Satanizm ve sinir bozucu bir hamileliği konu edinen kurgusuyla film, Mia Farrow ve Ruth Gordon’ın ikna edici ve güçlü performanslarını sergiler. Rosemary’nin Bebeği ilk çıktığı zamandan bu yana kırk yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen tüyler ürperticiliğinden bir şey kaybetmeyerek korku film tarihinde bir dönüm noktası olmaya devam ediyor. Polanski’nin filmleri, dehşet ve korku yaratmak için hiçbir özel efekt ya da çirkin yaratık kullanmaz, yalnızca oyunculuk ve yönetmenliğiyle izleyiciyi büyüler. Yönetmen, karısı Sharon Tate’in meşhur Manson çetesi tarafından 1969’da vahşi bir biçimde öldürülmesinden sonra Avrupa’ya dönmeye karar verdi. Fransa’da çekilen ve Thomas Hardy’nin 19. yüzyılda yayımlanan Tess adlı kitabının bir uyarlaması olan Tess (1979), aralarında altı Oscar adaylığı olmak üzere birçok prestijli ödüle ve aday gösterildiği her yerde En İyi Sinematografi ödülüne layık görüldü. Güzel, lirik, duyusal, ama aynı zamanda melankolik ve şiirsel görselliği için tek bir filmden sözetmek gerekirse, bu Tess olacaktır. Bu film, Roman Polanski’nin en başarılı filmi olabilir, aynı zamanda en iyi klasik roman uyarlamalarından da biridir: Film yaşar, nefes alır ve özgürce hareket eder. Uzun hikayesini anlatmak için hiçbir zaman acele etmez, fakat onu az görülen bir incelik ve aşağılanan, küçük duruma düşürülen ve en sonunda yok edilen hassas bir varlık olan baş kahramana yönelmiş bir şefkat ve aşkla anlatır. Film Sharon Tate’in anısına atfedilmiştir.”
Janusz Wróblewski’nin Eleştirisi

Film programı kapsamında düzenlenen "SzaZa Plays Polanski" konser etkinliği için tıklayın.

Etkinlik Polonya-Türkiye diplomatik ve kültürel ilişkilerin 600. yıldönümü kutlamalarını içeren 2014 kültür programı kapsamında düzenlenmektedir.

Paylaş
Filmler
Fragman
Fragman