Akışkan Rego

28 Nisan 2023

"

Her ne kadar Rego, geç de olsa, çağının öncü feministlerinden biri olarak kabul edilmişse de, cinsel akışkanlığı ele alışıyla ilgili çok az şey yazılmıştır. Hatta çizim ve resimlerindeki sado-mazoşist akım, partiarka ile sömürülen kadın arasındaki klasik çatışmanın bir okuması olarak anlaşılmıştır. Türkiye ve Almanya’daki ilk müze sergileri, Rego’nun toplumsal cinsiyet ve kimlik hakkında sanıldığının çok ötesinde akışkan bir anlayışa sahip olduğunu gösteriyor.  

Türk Hamamı, ön, 1960, CAM-Fundação Calouste Gulbenkian, Lizbon Koleksiyonu
Türk Hamamı, arka, 1960, CAM-Fundação Calouste Gulbenkian, Lizbon Koleksiyonu

Türk Hamamı’nda, Rego erkek bakışını tam anlamıyla tersine çeviriyor. 1960 yılında, iki yıl önce kocası Victor Willing’in onu resmettiği bir tuvali alır. Burada çıplak, mahcup ve uysal bir kadın olarak çizilmiştir. Tuvali baş aşağı çevirir ve arkasına ön yüzdeki erkek bakışıyla dalga geçen bir kolaj yapar. Daha da ileri giderek ‘egzotik’ Doğulu kadınların Batılı erkekler tarafından yapılmış görsellerinden bir çiçek dürbünü oluşturur. Eserin ismini bile, Ingres ve onun gibi, kendilerini harem ve saklanan vücutlarını ortaya koyan kadınlara atılan ‘yasak bakışlara’ kaptırmış diğer 19. yüzyıl erkeklerinden alır. 

Rego’nun resminde tek bir odak noktası yok, ama göze çarpan ana noktalardan biri, göğüsleri büyütme amacıyla kullanılan bir ürün olan Le Pilules Orientales’in reklamı. Reklamın üzerindeki adamda işe yaramış gibi duruyor. Eklenmiş bıyık ve eleştirel şekilde kabaca çizilmiş göğüslerde bir Duchamp yankısı var. Bu resim Edward Said’in Oryantalizm’inin basımından 18 sene önce yapılmıştı. Rego, daha o zamandan bizleri toplumsal cinsiyet ve ırk hakkındaki dar görüşlerden kurtarmaya niyetliydi.

80’lerin başlarında Rego’nun işleri yepyeni bir canlılıkla dolup taşıyordu. Sanki hayatın kendisi atölyesinin zeminine akıyormuş gibiydi. Kâğıdın üzerinde diz çökerek yerde çalışıyordu. Yaratma dürtüsü çok güçlü, görselleri ortaya çıkarma ihtiyacı çok baskındı. Büyük ölçüde kabataslak çizdiği yaratıklar, tamamlanmış, incelikli insanlar değil, hayvanlar ve kısmen evrilmiş hayaletlerdi. Operalar üzerine bir seri çizmişti, bu seride insan neredeyse Carmen, Traviata ve Rigoletto’nun ritmini hissedebiliyor. Bütün sanat dallarında bir nebze bulunan, bu dünyayı yeniden kurduğunaa dair bir hisse sahipti ve bu süreçte içinde düzen suretimizi barındıran kaostan gerçekten zevk alıyordu.

 alt=
Cennet, 1985, Özel Koleksiyon

Rego, Cennet (1985) ismiyle bile bir yaradılış hikâyesine doğrudan göndermede bulunuyor, ama içinde bir yere ait olma konusundaki düşüncelerimizi, Cennet Bahçesi’ne dair hayallerimizi, ebedi huzursuzluğumuzu ve daimî memnuniyetsizliğimizi sorguluyor. Rego’nun ayakları ilk defa sağlam bir şekilde yere basan ‘adam’ çizimi resmin merkezinin biraz dışında yer alıyor. Kendisinden memnun görünüyor. Etek giymiş ve uzun saçlarına bir çiçek takmış. Onun toplumsal cinsiyeti mesele değil. Bu kişi çevresindeki zengin doğayla barışık. Hatta Cennet Bahçesi’ne girip orayı alt üst etmek isteyen, yılan şeklinde temsil edilen şeytanı eliyle sıkıca tutmuş gibi görünüyor. Yılanın atıştırmalığı olma ihtimali olan ufak bir böcek dişlerinin önünde durmuş yılanla alay ediyor. Rego’nun hikâyesinde Bahçe’yi bozan kişi misyoner. Misyoner kadın orada, ortama hiç uygun olmayan bir elbise, kozmetik ürünler ve ahmakça bir şapka ile bebek gibi süslenmiş, cenneti cennetin kendisinden kurtarabileceğine inanıyor. Çok da başarılı oluyor. Küçük ‘Bayan Mükemmel,’ Cennet’i dine döndürmek ve medenileştirmek isterken o ana kadar tanımlanmamış, sınırlanmamış cinselliğiyle son derece mutlu olan o kişiyi bozuyor.

Hizmetçiler (1987), Jean Genet’nin aynı başlıklı sado-mazoşist ‘başyapıtına’ dayanıyor. Tırnak işaretlerini ben ekledim, zira Genet’nin oyununda başta olan kimse yok. Rego’nun çiziminde yer bulabilen tek erkek varlık, sağ alt köşede yer alan acınası bir doldurulmuş yaban domuzu. Eser bütünüyle bir güç savaşı üzerine, ama erkekleri içermiyor; evin hanımı ve hizmetçiler arasında. Rego, resimlerinde ezilenlere güç veriyor. Hizmetçilerin hanımlarının boğazını kesmek için sayısız fırsatı oluyor. Bu senaryoları canlandırıyor ve baştan oynuyorlar. İnsan bu oyunu sayısız kez sahneleyebilir, zira canlandırmak oyundur, bir rolü oynamaktır, olası bir cinayet değildir.

Hizmetçiler, küçük Paula’nın büyüdüğü, annesinin odasının anılarında geçiyor. Hanım, büyük ölçüde, Paula’nın nefret ettiği özel dersler vermek üzere gelen zorba bir öğretmen olan Dona Violeta’ya dayanıyor. İntikam hayali, genç sanatçının bu derslik diktatörünün hem fiziksel hem de zihinsel darbelerini kaldırabilmesinde rol oynamış olabilir. Çirkin hanımefendiyi çizdiğinde intikamını aldığı kesin. Peki bu akışkan cinsellikle nasıl ilişkileniyor? Alışıldığı üzere, sanatçı çok açığa vurmuyor. Belirsizlikten en iyi şekilde faydalanıyor. Ama canlandırmada, alçak Violeta’yı geleneksel bir erkek konumuna itiyor gibi görünüyor. Rego, onu bıyıklı resmederek geleneksel roller ile oynuyor.

 alt=
Köpek Kadın, 1994, Ostrich Arts Ltd & Victoria Miro izniyle

Rego’nun eserlerinin çoğu dünyanın partiarka tarafından kontrol edilmesini sağlayan ikili düzene kafa tuttu. Kendi davranış ve duygularına dair en sert ve aynı zamanda oldukça özgürleştirici incelemesi ise, 22 yıl boyunca Multipl Skleroz (MS) hastası olan kocası öldükten beş yıl sonra yapmaya başladığı Köpek Kadın serisinde yer alıyor. İlginçtir ki köpekleri resimlerinde daha önce de kullanmıştı, son olarak kocasını yardıma muhtaç aciz bir ev hayvanı olarak çizmişti. Kocasının bakıcılara bağımlı olmama ihtimali yoktu. Yine de 1994 tarihli Köpek Kadın’lar kesinlikle kendisi hakkında. Victor Willing hala hayattayken yapılmış olan Hizmetçiler’de kadınlar arasında ciddi bir cinsel gerilim varken ve erkek varlığı oyuncak bir yaban domuzuna indirgenmişken, Köpek Kadın’lar değişmez bir şekilde, kendi başlarına olan bekar, tekil kadınlar hakkında. Eser isimleri (Uslu Köpek, Yaramaz Köpek, Ulumak ve Otur!) sınırları çiziyor. Buradaki asıl soru bazı insanların nasıl diğerlerine köpek gibi davranabildiği değil, diğer grubun buna neden izin verdiği. Ve tabii ki, ortada tek bir figür varken bile, durum bundan daha karmaşık. Güç savaşları, rol oynamalar, teslimiyet, hakimiyet… Hepsi tek bir akıl ve yürekte yaşanabilir. Köpekler köle ruhlu olabilir, ama bu onların hırlamalarına, diş göstermelerine, ulumalarına ya da huzurlu görünmelerine engel değil. İşte şu an Pera Müzesi’nde yer alan sergi de Otur! ile son buluyor; tabloda itaatkâr bir şekilde ellerinin üzerine oturmuş bir insan var, ama bakışları bir kuş gibi özgür – o bakışlarda kesinlikle sınırlı bir kimlikten daha fazlası yatıyor.

 alt=
Otur, 1994, Özel Koleksiyon, Ostrich Arts Ltd. & Victoria Miro izniyle

Cross-dressing, eğer olan buysa, Rego’nun eserlerinde (Kadınların Eşliğinde, 1997; Olga, 2003 ve Cennet, 1985) tekrar eder. Ama cinsellikteki bu rahat geçişler asla Rego’nun eserlerinde yarattığı güçlü kimlik duygusunu baltalamamıştır. Şahsen utangaç zamanları olabilir ama eserlerinde kendinden emindir. Bu, özellikle Sanatçı Atölyesinde (1997), isimli muhteşem eserde belirgin bir şekilde hissediliyor. Eser, atölyesinde ödülleriyle çevirili, bohem erkek sanatçıya dair erkek fantezisiyle bir alay etme olarak okunabilir, ama bu işin yalnızca bir kısmıdır. Resimdeki sanatçının bacaklarını açarak oturmuş, piposunu tüttüren pozu, bir erkek stereotipi yansıtıyor; evet, ama aynı zamanda George Sand’i de andırıyor. Eski bir çağdan ve önyargıdan kalma cahil köylü ve banjo çalan şık giyimli sıçan hariç, resimdeki karakterlerin hepsi çok farklı kadınlar. Altta yatan mesaj, etrafta olup bitenler üzerinde tam kontrol sahibi olmasa da sağ alt köşede yer alan çocukluğundan beri yaptığı gibi, çizmeye ve resim yapmaya devam edeceği. Rego, geçmişte nadire kabinelerinde nesneler biriktirenler gibi bir koleksiyoncu değil.

Yazar: Alistair Hicks

Bu makale 17.02.2023 tarihinde RAW+blog'da yayınlanmıştır.

Paula Rego İstanbul’da!

Paula Rego İstanbul’da!

Biz, yani ben ve okul arkadaşlarımdan bazıları, Paula Rego’yu biliyorduk. İtiraf etmeliyim, ben Rego’nun nereli olduğunu bilmiyordum, Portekiz’in Avrupa’nın neresinde yer aldığını da.

Rineke Dijkstra Bana Bak!

Rineke Dijkstra Bana Bak!

“Portre insanlık durumunun dışından ve de içinden bahseder, bir kişinin fiziği kadar psikolojisini de yansıtır –ya da yansıtmalıdır.”

Boğa Güreşçisi Portresi (1797)

Boğa Güreşçisi Portresi (1797)

Resimdeki kişi, delici bir bakışla seyirciye bakarken, dörtte üç konumda resmedilmiştir. Resmin arka planı gri; boğa güreşçisinin giysisi, saçları ve başlığı ise siyahtır. Yakanın ve dantel süsün beyazı göz alıcıdır ve tenin solgun pembesi içinde, dudaklar, yanaklar ve burundaki bazı daha yoğun, küçük fırça vuruşları dikkati çeker.