18. ve 19. Yüzyıl Resimlerinde İstanbul’un Tarihi Yarımadası

19. yüzyıla kadar siyasi otoritenin merkezi Topkapı Sarayı, klasik Osmanlı ve Bizans mimarisinin görkemli örnekleriyle tüm imparatorluğun kalbi gibidir Tarihi Yarımada. Osmanlı İmparatorluğunu yakından tanımak isteyen her batılı, resimler yoluyla da olsa Tarihi Yarımada’yı görmelidir önce. Kimi zaman ressamların başka bir olanağı olmadığından da olsa, 19. yüzyılın ikinci yarısına gelene kadar Pera’daki elçiliklerden bakılarak betimlenmiştir yarımada. Diğer yandan bu konum, kentin topoğrafyasının, deniz yoluyla ulaşım olanaklarının, tersanesi ve kayıkhaneleriyle çevrili Haliç’in, batılılar için kentin ilk görsel izlenimini sunan Prens Adaları’nın konumunun, hatta Antik Çağ’ın Olympos’larından biri olan UIudağ’ın görülebileceği en iyi bakış açısını sunar.

İstanbul Panoraması, Ressamı Beli̇rsi̇z, Tuval üzerine yağlıboya, 18. yüzyıl ikinci yarısı, 74 x 175 cm.

İstanbul Panoraması, Ressamı Beli̇rsi̇z, Tuval üzerine yağlıboya, 18. yüzyıl ikinci yarısı, 74 x 175 cm.

Tarihi Yarımada, Haliç Kıyıları ve Tophane’yi içine alacak biçimde Galata’dan bakılarak betimlenmiştir. Arka planda Boğaz’ın girişi ve Kadıköy kıyıları da görülebilmektedir. Topkapı Sarayı, önemli yapılar, tersane, limanlar ve bazı semtlerin İtalyancalaştırılmış isimleri resmin alt kısmında harf kodlarıyla verilmiştir. Resimde, deniz üstündeki Osmanlı kadırgalarının özenle resmedildiği görülür. Alt kısımda sipariş sahibinin arması yer almakta ancak detayları görülememektedir. Resimde, Tersanenin yanında bulunan Kaptanpaşa Sarayı’nın konumu, eserleri 18. yüzyıl ikinci yarısına tarihlendirir. Aynı boyutlardaki iki resim de benzer naif üslup özelliklerini yansıtmaktadır.

Sarayburnu Panoraması, Loui̇s-Françoi̇s Cassas, 1787- 1827, Kâğıt üzerine suluboya, 75 x 237 cm.

Cassas Topkapı Sarayı’nı merkeze alan bu panoramik kompozisyonu, olasılıkla İstanbul’da bulunduğu dönemde yaptığı desenleri temel alarak ülkesine döndükten sonra gerçekleştirilmiştir. Sanatçının Ocak 1786’daki ikinci İstanbul ziyareti sırasında, başlıca yapıları ve şehrin genel görünümü veren 30 civarında desen çalışması yaptığı bilinmektedir. Kompozisyon, solda Boğaz’ın girişi ve Kadıköy, sağda ise Sultanahmed Camisi’yle sınırlandırılmıştır. Benzerleri 16. yüzyıldan itibaren pek çok Avrupalı gezgin sanatçı tarafından resmedilmiş olan bu tipik İstanbul görünümü için, Fransız Sarayı’nın terasından ya da İsveç Sarayı bahçesinden yapılmış desenler kullanılmış olmalıdır. Manzaralarında, genellikle figürlere ve gündelik yaşamdan detaylara yer veren Cassas, bu eserinde Haliç’te ve Sarayburnu önlerinde yelkenliler, ticari tekneler ve köşklü saltanat kayıklarıyla deniz üstündeki canlı yaşantıyı da resme katmıştır. Sanatçının, ön planda bitki örtüsü ve mezarlığıyla Galata’yı da gösteren benzer bir eseri Fransa’da Musée de Valenciennes koleksiyonundadır.

Kadıköy Burnu’ndan Sultan Ahmet Cami̇si̇’ni̇n Görünümü, Loui̇s-Françoi̇s Cassas, 1787-1827, Kâğıt üzerine suluboya, 67 x 101 cm.

Kadıköy Burnu’ndan Sultan Ahmet Cami̇si̇’ni̇n Görünümü, Loui̇s-Françoi̇s Cassas, 1787-1827, Kâğıt üzerine suluboya, 67 x 101 cm.

Cassas’ın bu kompozisyonu, Pera ve Galata’dan bakılarak yapılmış geleneksel Sarayburnu kompozisyonunun dışına çıkar ve Tarihi Yarımada’yı, bu kez Sultanahmed Camisi’ni merkeze alarak farklı bir açıdan betimler. Sanatçı, eserini İstanbul’da bulunduğu dönemde yaptığı desen çalışmalarını temel alarak ülkesine döndükten sonra gerçekleştirmiştir. Köln’deki Wallraf-Richartz Müzesi envanterinde aynı kompozisyonu yansıtan ve sonradan yapılmış bu suluboya resimle karşılaştırıldığında Cassas’ın, İstanbul resimlerindeki çalışma yöntemi üstüne değerli ipuçları veren bir desen bulunur. Bu desende yer alan sanatçı tarafından düşülmüş “Fenerbahçe’den. Kadıköy Burnu” biçimindeki not, biraz kafa karıştırıcı olsa da Tarihi Yarımada’yı gördüğümüz açı, Kadıköy’den bakılmışçasına resmedildiğini ortaya koyar. Resimdeki yelkenliler söz konusu desende yer almaz; ön plandaki figürler ve kent dokusunda da farklılıklar görülür. Cassas, İstanbul’dayken yaptığı desene, sonradan hafızasında kaldığı kadarıyla detaylar eklemiş olmalıdır. Bu açıdan resmin kapris izlenimi bıraktığı söylenebilir.

Marmara’dan, Ferdi̇nand Bonheur, 1890 ci̇varı, Tuval üzerine yağlıboya, 21,5 x 40,5 cm.

Marmara’dan, Ferdi̇nand Bonheur, 1890 ci̇varı, Tuval üzerine yağlıboya, 21,5 x 40,5 cm.

İstanbul’a geldiğine dair bir bilgi bulunmayan sanatçının halktan insan figürleriyle kent görünümü birleştiren İstanbul manzaraları vardır. Çoğunlukla denize önemli bir yer verilmiş bu manzaralarda, doğu imajını yansıtan mimari unsurlar “kapris” anlayışıyla bir araya getirilerek bir İstanbul atmosferi yaratılmıştır. Romantik deniz manzaracılığının güzel bir örneğini sunan sanatçı ön plana kuvvetli rüzgâr ve dalgalarla mücadele eden teknelerin olduğu dramatik bir sahne resimlemiş; arka plana İstanbul kentini işaret eden abartılı, gerçeğe uymayan oranlarda bir cami silüeti yerleştirmiştir.

18 ve 19. Yüzyıl Resimlerinde Camiler

18 ve 19. Yüzyıl Resimlerinde Camiler

Batılı ressamların eserlerinde camiler İstanbul kentinin kimliğini yansıtan başlıca mimari unsurlar olarak karşımıza çıkar. Bazen resimde gösterilen kentin İstanbul olduğunu sadece camilere bakarak anlayabiliriz. Detaylar gerçekle uyuşmasa da, deniz ve ufukta bazen abartılı ölçülerle verilen camiler mekanın tartışmasız biçimde İstanbul olduğunu söyler bize. 

18. ve 19. Yüzyıl Resimlerinde İstanbul’un Tarihi Yarımadası

18. ve 19. Yüzyıl Resimlerinde İstanbul’un Tarihi Yarımadası

19. yüzyıla kadar siyasi otoritenin merkezi Topkapı Sarayı, klasik Osmanlı ve Bizans mimarisinin görkemli örnekleriyle tüm imparatorluğun kalbi gibidir Tarihi Yarımada. Osmanlı İmparatorluğunu yakından tanımak isteyen her batılı, resimler yoluyla da olsa Tarihi Yarımada’yı görmelidir önce.

Haliç

Haliç

Batılı ressamların İstanbul’u konu alan resimleri söz konusu olduğunda Haliç çok özel bir yere ve öneme sahiptir. Topkapı Sarayı ve anıtsal yapıların yer aldığı Tarihi Yarımada’yla, batılıların konakladığı, yabancı elçiliklerin yer aldığı Galata’yı birbirinden ayıran bu su kütlesi, geçişimli bir sınır gibidir adeta.