18 ve 19. Yüzyıl Resimlerinde Camiler

Batılı ressamların eserlerinde camiler İstanbul kentinin kimliğini yansıtan başlıca mimari unsurlar olarak karşımıza çıkar. Bazen resimde gösterilen kentin İstanbul olduğunu sadece camilere bakarak anlayabiliriz. Detaylar gerçekle uyuşmasa da, deniz ve ufukta bazen abartılı ölçülerle verilen camiler mekanın tartışmasız biçimde İstanbul olduğunu söyler bize. Gündelik yaşamdan detaylar içeren resimlerde, aynı zamanda imparatorluğun gücünün bir gösterimi niteliğindeki bu görkemli yapılar sokakataki halktan insanların görüntüsüyle, batılı ressamların ilgisin çeken bir tezat oluşturur çoğu zaman. Cami mimarisinden alınan detaylar, örneğin Osman Hamdi Bey gibi bir oryantalistin resimlerindeyse geleneksel Osmanlı mekanlarının yaratılması için en önemli kaynağa dönüşür.

Elçi̇ Alayı, Jean Bapti̇ste Van Mour, (1725 ?), Tuval üzerine yağlıboya, 88,5 x 120,5 cm.
Elçi Alayı, Jean Baptiste Van Mour, (1725 ?), Tuval üzerine yağlıboya, 88,5 x 120,5 cm.

Tabloda, Avrupalı bir elçi heyetinin Osmanlı görevlileri eşliğinde Pera sırtlarından geçişi betimlenmiştir. Galata Mezarlığı’nın yanından geçen beyaz atlı elçi, ön planda, merkeze yakın bir konuma yerleştirilmiştir. Tablo, Vanmour’un sergide yer alan ve aynı elçinin kabul töreninin aşamalarını gösteren bir resim dizisinin parçasıdır. Bu dizide betimlenen elçi, 1723-1726 yılları arasında İstanbul’da görevli Venedik Balyosu Francesco Gritti olabilir. Yeniçerilerden oluşan bir bölük önden gitmekte, solda alayın geçişini izleyen halktan bir grup insan, arka planda da yelkenlilerle kaplı Haliç, Süleymaniye Camisi ve Bozdoğan Kemeri görülmektedir. Sol alt köşede, bir taş üstünde, Vanmour pinxit biçimindeki imza seçilmektedir.

Türk Gi̇ysi̇leri̇ İçi̇nde Bi̇r Avrupalıı, Antoi̇ne De Favray (?), 1762-1771 arası, Tuval üzerine yağlıboya, 84 x 68 cm. Türk Giysileri İçinde Bir Avrupalıı, Antoine De Favray (?), 1762-1771 arası, Tuval üzerine yağlıboya, 84 x 68 cm.

Bu yarım boy portredeki giysiler, Favray’nin İstanbul’daki ilk sanat koruyucusu, Fransız Büyükelçisi Gravier’nin Türk giysileri içinde portresinin giysileriyle büyük benzerlik gösterir. Fakat modellerlin fizyonomileri farklıdır. Arka planda modelin arkasındaki pencereden görülen manzarada bir cami dikkat çeker. Dört minareli bu cami Ayasofya’ya benzer. Yanındaki kubbeli yapı ise Aya İrini’yi bir betimlemesi olabilir.

Serasker Kulesi̇’nden Süleymani̇ye Cami̇si̇ ve Türbesi̇, Max Schmi̇dt (?) (W. H. Bartlett’ten), 19. yüzyılın iki̇nci̇ yarısı, Tuval üzerine yağlıboya, 73 x 100,5 cm.
Serasker Kulesi’nden Süleymaniye Camisi ve Türbesi, Max Schmidt (?) (W. H. Bartlett’ten), 19. yüzyılın iki̇nci̇ yarısı, Tuval üzerine yağlıboya, 73 x 100,5 cm.
 

Eser, İngiliz gezgin Julia Pardoe’nun ilk olarak 1838’de yayınlanan, daha sonra Fransızca’ya da çevrilen “The Beauties of Bosphorus” (Boğaziçi’nin Güzellikleri) adlı kitabında yer alan bir gravürü temel alır. Miss Pardoe 1835’te geldiği İstanbul’da 9 ay kalmış; bu kenti ve yaşamını anlatan iki kitap yazmıştır. William Henry Bartlett’e ait desenlerin gravürleriyle bezenmiş olan “The Beauties of the Bosphorus” (Boğaziçi’nin Güzellikleri), 19. yüzyılın ikinci yarısında pek çok Avrupalı ressam tarafından İstanbul konulu resimler için model olarak kullanılmıştır. H. Adlard tarafından gravürlenen eserin bilinen başka bir yağlıboya kopyası da Avusturyalı ressam Franz von Alt’a aittir.

İstanbul Görünümü, Edmund Berni̇nger, 19. yüzyılın son çeyreği, Kâğıt üzerine suluboya, 38 x 28 cm
İstanbul Görünümü, Edmund Berninger, 19. yüzyılın son çeyreği, Kâğıt üzerine suluboya, 38 x 28 cm

İstanbul’a gelerek mimari anıtları, insanları gözlemleme imkânı bulmuş olan sanatçı, bu resmini olasılıkla burada yaptığı desenlere ve aldığı notlara dayanarak, sonradan gerçekleştirmiştir. Kompozisyonun merkezine alınmış olan, kent içindeki konumu nedeniyle Süleymaniye olması gereken caminin mimari detayları ve çevresi gerçeği yansıtmaz. Buna karşın sanatçı İstanbul’un topoğrafyası, mimarisi ve yaşantısına dair çeşitli unsurları bir araya getirerek inandırıcı bir İstanbul imgesi yaratmayı başarmıştır. Berninger’in yağlıboya olarak, panoramik bakış açısıyla resmettiği çok benzer bir İstanbul görünümü daha vardır. Suluboya resminde bulunan detaylar bire bir yağlıboya örnekte de kullanılmış, sağa ikinci bir cami daha eklenerek kompozisyon genişletilmiş, ön planda görülen çeşmeli sokak görünümünü sağa kaydırılarak ortalanmıştır.

İki̇ Müzi̇syen Kız, Osman Hamdi̇ Bey, 1880, Tuval üzerine yağlıboya, 58 x 39 cm. İki Müzisyen Kız, Osman Hamdi Bey, 1880, Tuval üzerine yağlıboya, 58 x 39 cm.

Oryantalist bir ressam sayılmasına karşılık Osman Hamdi Bey’in Doğu’ya bakışı, batılı ressamlarınkinden çok farklıdır. Resimlerindeki kadın figürlerinde cinselliği ön planda tutan batılı oryantalistlerin tersine, onun resimlerinde yer alan figürler Osmanlı’da batıya açılış döneminin, bireysel kimliğinin ve yeteneklerinin farkında, öğrenmeye ve kendini geliştirmeye açık kadınlarıdır. Osman Hamdi Bey’in resimlerinde Osmanlı kadını, çalgı çalarken, kitap okurken ya da evinde çiçek düzenlerken betimlenmiş ve her zaman giyimli gösterilmiştir. Bursa Yeşil Cami’den mimari öğelerin yer aldığı bu resimde de tambur, def gibi çalgıların yanı sıra halılar, kakmalı ahşap işçiliği, taş oymacılığı, çiniler gibi Osmanlı’ya özgü dekorasyon öğeleriyle, sanatçının kadın kimliğine dair bu yaklaşımı bir araya getirilmiştir.

 
Yıldız (Hami̇di̇ye) Cami̇si̇, Émi̇le de L’isle-Aadam Vi̇lli̇ers, 1886 -1889, Kâğıt üzerine suluboya, 46 x 67 cm.
Yıldız (Hamidiye) Camisi, Émile de L’isle-Aadam Villiers, 1886 -1889, Kâğıt üzerine suluboya, 46 x 67 cm.
 

Sanatçı II. Abdülhamid’in yaptırdığı ve inşası 1886’da tamamlanan Yıldız Camisi’ni, arka planda kent görünümüyle birlikte ele almıştır. 1889’da ölen Villiers’nin İstanbul konulu başka resimleri de vardır ve sanatçı 1886- 1889 arasında bir dönem İstanbul’da bulunmuş olmalıdır. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Koleksiyonu’nda, yine Villiers’e ait aynı konulu bir suluboya resim daha bulunur. Sanatçı aynı açıdan yaptığı bu resminde, arka plandaki kent görünümüne daha az yer ayırmış, yapıya biraz daha yaklaşmış ve Cami’nin önüne halktan figürler yerleştirmiştir. Sergide yer alan eserinde ise yapının kent manzarasına hâkim konumu vurgulanmıştır. Padişahın yeni yaptırdığı Yıldız Cami’nin son derece titizlikle ve aslına uygun biçimde resmedildiği bu resimler, Saray’a sunulmak üzere yapılmış olabilir.

18. ve 19. Yüzyıl Resimlerinde İstanbul’un Tarihi Yarımadası

18. ve 19. Yüzyıl Resimlerinde İstanbul’un Tarihi Yarımadası

19. yüzyıla kadar siyasi otoritenin merkezi Topkapı Sarayı, klasik Osmanlı ve Bizans mimarisinin görkemli örnekleriyle tüm imparatorluğun kalbi gibidir Tarihi Yarımada. Osmanlı İmparatorluğunu yakından tanımak isteyen her batılı, resimler yoluyla da olsa Tarihi Yarımada’yı görmelidir önce.

Haliç

Haliç

Batılı ressamların İstanbul’u konu alan resimleri söz konusu olduğunda Haliç çok özel bir yere ve öneme sahiptir. Topkapı Sarayı ve anıtsal yapıların yer aldığı Tarihi Yarımada’yla, batılıların konakladığı, yabancı elçiliklerin yer aldığı Galata’yı birbirinden ayıran bu su kütlesi, geçişimli bir sınır gibidir adeta. 

Oryantalist Resimlerde İstanbul Boğazı

Oryantalist Resimlerde İstanbul Boğazı

Kenti kuzeyden güneye bölen, iki kıtayı ayıran, İstanbul’u batılı ressamlar için çok özel kılan Boğaz, batılı ressamlar için kentin en pitoresk görünümlerini sunar. Kimi zaman, örneğin Ziem’in resimlerinde olduğu gibi masalsı bir İstanbul atmosferi yaratırken en önemli unsurlardan biri Boğaz’dır.