Geleceği Hatırlamak

18 Nisan 2024

Bir koleksiyona veya arşive bakarak gelecek nasıl kurgulanabilir? Seramiğin dayanıklı yapısı onu hayal edebildiğimiz zamanın sonuna dek kalıcı kıldığından geleceğin nasıl hatırlanabileceğini bir seramik koleksiyonu aracılığıyla düşünmek zihin açıcı olabilir. Sergi kapsamında üretilen eserler, geçmişe dair önemli ipuçları taşıyan bir koleksiyonu taze bir perspektifle ele alma ve geleceği hatırlamaya dair bir adım atma potansiyeli taşıyor. Sanat tarihçi André Malraux’nun 60’lı yıllarda kullandığı Le Musée Imaginaire [Hayali Müze] kavramı, izleyenin zihninde var olan sanat eserlerinin teoride oluşturduğu, fiziksel olarak var olmayan bir koleksiyona işaret eder.1 Malraux, dünyanın tüm koleksiyonlarını bir araya getirerek oluşturulabilecek ideal bir müzeyi tanımlamak için bu terimi kullanır. Geleceği hatırlamak da benzer bir şekilde teorik bir yaklaşıma işaret ediyor: İleriki bir tarihte hatıra olarak saklanan, koleksiyonu yapılan şeylerin neler olabileceğini sorgulamaya teşvik ediyor.

 

 

Amy Clarke’ın makalesinde sorduğu üzere iki bin yıldır var olan hediyelik eşyalar veya hatıralar gelecekte geçerliliğini koruyacaklar mı?2 Yoksa seyahatlerin değişen yapısı, küreselleşme, kitlesel üretim ve dijital dönüşümler sonrasında hatıra kavramı da yapısal değişikliklere uğrayacak mı?2 Kartpostallar var olmaya ve gönderilmeye devam edecek mi? Doğada çözünmeyen materyaller çevrenin hatıraları olarak çöplükleri genişletmeye devam ederken kişisel nesnelerle kurduğumuz ilişkiler ne tür değişimlerden geçecek? Arşiv ve koleksiyonlar geçmişin koruyucusu olan müze ve kurumlar tarafından saklanırken veriye dönüştürülen birçok olgu ileride bugünkü gibi bir araştırma sahası sağlamakta yeterli olacak mı? Bu sorular, geleceği hatırlamaya çalışırken yol gösterebilecek sorulardan yalnızca birkaçı.

 

Deniz Eroglu, Gül Yolu (2023)

Kartpostallar genellikle sıradan manzara imgelerini taşır ve arkalarına yazılan duygusal mesajlarla anlam kazanır. Seyahat edilen bir yerden özlenen, sevilen kişilere gönderilen bu turistik iletişim araçları ‘anısı olan’ nesneler veya mektuplarla beraber saklanır. Deniz Eroglu, Gül Yolu (2023) adını verdiği kartpostallarda Türkiye’nin içinden geçtiği değişimlerin gelecek sonuçları üzerine düşünüyor. Ekonomi, şehir planlaması gibi geliştirilmesi gereken alanlarda doğru adımlar atılması nasıl bir manzaraya yol açardı, sorusundan yola çıkan bu ütopya görselleri gelecekten kent imgeleri sunuyor. 2021 yılında ARKEN Müzesi’nde bir hediyelik eşya dükkânı olarak kurguladığı kişisel sergisinde anı olarak saklanan nesnelerden yola çıkan bir dizi çalışma sunan Eroglu, sergi için ürettiği Gül Yolu ile gelecekten bir hatıra fikrini kartpostal düzleminde işliyor. Geniş bir otobanda karşımıza çıkan güller, müzenin Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu’nda yer alan pek çok objeyi süsleyen gül figürlerinden ilhamla bu manzaranın bir parçası oluyor. Gül, İslam sanatındaki geometrik süslemeler başta olmak üzere sanat tarihinde yaygın kullanımı, dini ve politik olarak sembolize ettikleri ve aynı zamanda romantik, arabesk açılımlarıyla oldukça zengin bir anlam dünyası taşıyor. Eroglu’nun kartpostallarına Gelecek Kentleri başlıklı kurmaca bir hikâye eşlik ediyor.

 

Volkan Aslan, Yeterince Yer Vardı Fakat Su Yoktu (2022)

Volkan Aslan’ın Yeterince Yer Vardı Fakat Su Yoktu (2022) serisini oluşturan videolar, gündelik hayatta maruz kalınan şiddet öğelerinin özneler üzerindeki etkilerini ele alıyor. Genellikle hediyelik eşya olarak üretilen, müzenin Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu’nda da oldukça geniş bir biçimde temsil edilen seramik bibloların yavaş yavaş yandığı bu videolarda ateşin zarar veren, dönüştüren, bozuntuya uğratan yapısı kendini hissettiriyor fakat seramikleri yok edecek bir şiddete ulaşmıyor. Nesneleri yakan ateş, yalnızca tahribatı değil aynı zamanda yüksek ısıda pişen seramiğin yapım aşamasını da hatırlatıyor. Nesnelerin tanıdık formları yabancılaştırılmış: Yürüyüş, başsız bir at gövdesi; Huzur, dalı olmayan bir gül ve Ertesi Gün, güneşlenen insan bedenine oturtulmuş bir kuş kafası. Fiziksel olarak görmeye alışkın olduğumuz nesneler dijital ve hareketli görsellere dönüşürken, arka planı boyayan neon renkler çalışmaları zamansızlaştırıyor.

 

Zsófia Keresztes, Şimdiki Zaman I (2022), detay

Şimdiki Zaman I (2022) Zsófia Keresztes’in 59. Venedik Bienali Macaristan Pavyonu için tasarladığı Rüyalardan Sonra başlıklı yerleştirmeyi oluşturan çalışmalardan bir tanesi. Yerleştirme, geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki geçişli ve karmaşık ilişkiye odaklanıyor, bu karmaşıklığın kimlik inşası üzerindeki etkilerini araştırıyordu. Antal Szerb’in 1937 tarihli romanı Yolcu ve Ayışığı’nda romanın ana karakteri balayı için çıktığı yolculukta 6. yüzyıla tarihlenen Ravenna mozaiklerini görür; bu hayranlık uyandıran kültür mirası onu kendi anılarını yeniden ziyaret etmeye teşvik eder. Romandan yola çıkan sanatçı, anılar ve mozaikler arasında şiirsel bir bağlantı kurguluyor. Geçmişin parçaları şimdiki zamanı inşa ediyor. Eser, depo alanlarında kullanılan tipte metal bir raf sistemi üzerine yerleşiyor. Üzerinde yer alan akışkan ve tanımsız yapılar gelecekten formları çağrıştırırken, aşina olduğumuz metal raf ve zincirler yerleştirmenin geçmişten kopmasına izin vermiyor. Şimdiki Zaman, gelecekte, bir müzenin koleksiyon deposunda karşımıza çıkan ve zamansız bir kültür mirası taşıyan bir yapı olabilir mi?

 

Neven Allgeier, Çevre (2019-2023)

 

Neven Allgeier’in Çevre (2019-2023) başlıklı yerleştirmesi, yakın bir gelecekte insansız manzaralarda bulunmuş hatıraları bir araya getiriyor. Arka plandaki büyük ebatlı fotoğraflar hem tanıdık hem yabancı öğeler sunan zemin imgelerinden oluşuyor. Bu fotoğraflarda insan izlerini görmek mümkün fakat doğa baskın gelerek bu izleri örtüyor: Zaman içinde bitkilerle kaplanan ve renk değiştiren bir havuz, karla kaplı topraklarda suya dönüşen lastik izleri, kırılan dallar ve dökülen yapraklar. Bir süredir kimsenin uğramadığı bu alanlar, insansız bir gelecekte olduğumuzu hissettiriyor. Manzaraların önüne yerleştirilen fotoğraflar ise bugünden kalan hatıralar: Naylon poşet içinde pet şişeler, suya düşmüş bir kuş tüyü, pastel neon renkli plastik bir avize. Her bir nesne, bulunduğu manzaranın bağlamında var oluyor. Hatıra olarak saklanan nesnelere yüklenen kişisel hikâyelerde olduğu gibi, bu fotoğraflar da izleyicinin kişisel hikâyeleriyle yeni anlamlar kazanıyor.

1. André Malraux, “Museum Without Walls,” Voices of Silence, çev. Stuart Gilbert (Colorado: Paladin Press, 1974), 123.
2. Amy Clarke, “We’ve been collecting souvenirs for thousands of years. They are valuable cultural artifacts – but what does their future hold?” The Conversation, 12 Ekim, 2022.

Gelecek Hatıraları sergi kataloğundan küratör Ulya Soley’in yazısından alınmıştır.
Sergiye dair tüm detayları Keşfet!

Gelecek Hatıraları
Motiflerin Hatırlattıkları
Nesnelerin Hafızası
Bölgenin Hafızası

Charlotte Wells’ten Bir Not

Charlotte Wells’ten Bir Not

Hafıza güvenilmesi güç bir şeydir: ayrıntılar belirsizleşir ve öngörülemez bir hâl alır. Hatırlamak için gayret ettikçe daha az şey görürsünüz. Kendisini durmadan çürüten bir hafızanın anısı... Son zamanlarda kendimi, duyguların daha dirençli olduğu noktasında ikna etmeye çalışırken buluyorum; ne var ki bu, epey zor bir iş.

Osmanlı’da Kahve İkramı

Osmanlı’da Kahve İkramı

Osmanlı saray ve konak haremlerinde kahve ikramı törenle yapılırdı. Önce gümüş tatlı takımı ile tatlı (reçel) sunulur, ardından kahve ikramı başlardı. Kahve güğümü, tombak, gümüş veya pirinçten yapılmış, ortasında kor ateş bulunan ve kenarlarına takılı üç zincirden tutularak taşınan sitile oturtulurdu. Sitil örtüsü ise, yuvarlak, atlas veya kadifeden, sırma, sim, pul, hatta inci ve elmas işlemeli olurdu.

Rineke Dijkstra Bana Bak!

Rineke Dijkstra Bana Bak!

“Portre insanlık durumunun dışından ve de içinden bahseder, bir kişinin fiziği kadar psikolojisini de yansıtır –ya da yansıtmalıdır.”