Öğrendiğim 10 Şey: Narın Rengi

20 Şubat 2019

Curtis Tsui’nin The Criterion Collection‘da yayınlanan “10 Things I Learned: The Color of Pomegranates” başlıklı yazısından çevrilmiştir.

Arutin Sayadyan

1. Gerçek adı Arutin Sayadyan olan, ancak daha ziyade “Türkülerin Efendisi” anlamına gelen mahlasıyla tanınan 18. yüzyılda yaşamış Ermeni şair Sayat-Nova, Narın Rengi’nin hikayesinin ilham kaynağı. Sayat-Nova bir aşık, udunun melodisine türküleriyle eşlik eden bir ozandı. Türkülerini Transkafkasya’da konuşulan üç dilde, yani Ermenice, Azerice ve Gürcüce yazdığı için, uzun yıllardır bölgenin kardeşlik ruhunun bir sembolü olarak görülüyor. 1712 yılında doğan ozanın 250’inci doğum günü anısına basılan bu pul da, ozanın bu sembolik öneminin bir örneği.

Sergey Parajanov

2. Narın Rengi’nin yönetmeni Sergey Parajanov, Gürcistan’ın Tiflis şehrinde doğmuş olsa da, aslen Ermeni’ydi. Sayat-Nova ile kendini ruhen yakın hisseden Parajanov, çok sayıda kültüre ev sahipliği yapan Transkafkasya ile arasındaki bağ sebebiyle, ozanın yaşamını beyaz perdeye aktaracak ideal sanatçı olduğuna inanıyordu. 1945 – 1952 yılları arasında Moskova’daki Gerasimov Sinematografi Enstitüsü’nde (VGIK) eğitim gören Parajanov’un, buradaki öğretmenleri arasında Aleksandr Dovzenko ve İgor Savchenko gibi isimler vardı. Erken dönem eserleri arasında gişede büyük başarı kaydeden İlk Delikanlı (1959) ve Ukrayna Rapsodisi (1961) gibi eserler bulunan yönetmen, daha sonra bu filmlerini hatırlanmaya değmez ve önemsiz olarak nitelendirecekti.

3. Parajanov’a göre, sinemanın sunduğu olasılıklara gözünü açmasını sağlayan 1962 yılına ait Andrey Tarkovski yapımı bir savaş dramı olan İvan’ın Çocukluğu (Ivan’s Childhood) adlı film oldu. Film bu janrın alışılmış kalıplarının ve Sovyet Sineması’nın o dönemine damgasını vuran realizmin dışına çıkan gerçeküstü fantezi ve rüyalar içeriyordu. Bu iki yönetmen daha sonra tanışacak ve aralarında yakın bir dostluk başlayacaktı.

Sergey Parajanov

4. Parajanov, Narın Rengi’nde geleneksel biyografik anlatımı bir kenara bırakarak, bunun yerine görsel ve işitsel detaylara odaklandı. Yönetmen, “aşığın yaşadığı dünyayı, şiirini besleyen kaynakları gözler önüne sermek” istediğini, “filmin görsellerine ilişkin vereceği kararlarda, ulusal mimarinin, halk sanatının, doğanın, gündelik yaşamın ve müziğin büyük bir rol oynayacağını” belirtiyordu. Filmin çekimlerini, Sayat-Nova’nın ilerleyen yıllarında bir keşiş olarak yaşadığı Haghpat Manastırı gibi, ozanın yaşamında büyük yer tutmuş tarihsel mekanlarda yapmaya büyük özen gösterdi.

Sergey Parajanov

5. Filmde görülen dini sahne donanımının pek çoğu tarihi eser niteliğinde olsa da, filmin jeneriğinde adı “yazar” olarak geçen Parajanov, bunlara kendi kişisel dokunuşlarını kattı. Örneğin, filmin sonunda Melek karakterinin giydiği yeşil elbise gibi bir dizi kostüm tasarladı.

Sergey Parajanov

 

6. Oyuncu Sofiko Chiaurelli filmde ozan ve aşığı da dahil olmak üzere birkaç farklı karakteri canlandırıyor. Her iki rolü de aynı oyuncunun canlandırması fikri, çiftlerin çoğu kez benzer yüzler ve ifadelerle tasvir edildiği Pers minyatüründen ilham alıyordu.

7. Sahnelerde perspektifin çoğu kez kasten “düzleştirilmiş” olması da, minyatür sanatına yapılan bir diğer atıf. Bu teknik, Pers natürmort ve canlı tablo geleneğini akla getiriyor.

 

Sergey Parajanov

8. Filmin adı aslen Sayat-Nova olacaktı, ancak Ermenistan’daki Goskino stüdyosunun başkanı Gevorg Hairian, ozanın biyografisinde çok fazla serbestlik kullanıldığına karar verdi. Dolayısıyla film önce Ashkharums, daha sonra ise Nran guyne (Narın Rengi) adını aldı ve Ermenistan’da bu isimle gösterime girdi.

 

Sergey Parajanov

9. Filmin ara başlıkları her ne kadar şiirsel olsa da, Sayat-Nova’nın şiirlerini içermiyor. Goskino, filmin beklediği kadar biyografik olmadığını fark ettiğinde, Parajanov Narın Rengi ile aşığın eserleri ve gerçek hayatına ilişkin ayrıntılar arasında daha da fazla mesafe koymaya zorlandı. Ekrandaki yazılar ise ünlü ermeni yazar Hrant Matevosyan tarafından yazıldı.

 

Sergey Parajanov

10. Filmin, Sayat-Nova’nın hayatına getirdiği bu alışılmışın dışındaki bakıştan memnun olmayan Goskino, filmin ülke dışında gösterimine izin vermedi. Filmin korsan kopyalar halinde Batı dünyasına ulaşması, Parajanov’un “eşcinsellik ve pornografi yayma” suçlamalarıyla, ancak genel kanıya göre Ukraynalı muhaliflerle olan yakınlığı ve Sovyet otoriteleri açıkça eleştirmesi sebebiyle hapiste olduğu 1970’li yıllarda gerçekleşti. Bu gelişme, Herbert Marshall gibi film otoritelerinin filme destek verip, Parajanov’un hapiste olmasını protesto etmelerinin ardından gerçekleşti.

Pera Müzesi, Sergey Parajanov’un doğumunun 95. yıldönümü vesilesiyle, Parajanov, Sarkis ile başlıklı sergiyi düzenleniyor. Erivan’daki Sergey Parajanov Müzesi’nin işbirliğiyle gerçekleştirilen ve müzenin müdürü Zaven Sargsyan küratörlüğünde hazırlanan sergi, sinemanın yanı sıra farklı alanlarda da üretim yapan sanatçının benzersiz dünyasını Türkiye’de ilk kez izleyicilerle buluşturuyor.

Niko Pirosmani

Niko Pirosmani

“İsimsiz bir Mısır freski, bir Afrika putu ya da bir Girit vazosu: Pirosmani’nin işleri bunların arasında sayılmalı. Onu gerçekten algılayabilmenin tek yolu bu… Bir Pirosmani görünce, insan Gürcistan’a inanç duymaya başlar.”

Tigran Mansurian ile bir söyleşi - Nairi Galstanian

Tigran Mansurian ile bir söyleşi - Nairi Galstanian

 Dünya çapında yankı bulan film üzerine Andrey Tarkovski, Parajanov’u “bir dahi” olarak nitelendirirken Michelangelo Antonioni ise “çarpıcı, mükemmel bir güzellik” olarak tanımladığı filme ilişkin, “Bana kalırsa Parajanov, dünyanın en iyi yönetmenlerinden biri” değerlendirmesinde bulundu. Filmin müziklerini besteleyen ve bu vesileyle yeni, müzikal bir dil icat eden Ermeni besteci Tigran Mansurian ise, Sayat-Nova’yı “evrensel bir öneme sahip, olağanüstü bir olay” olarak tanımladı.

Öğrendiğim 10 Şey: Narın Rengi

Öğrendiğim 10 Şey: Narın Rengi

Narın Rengi’nin yönetmeni Sergey Parajanov, Gürcistan’ın Tiflis şehrinde doğmuş olsa da, aslen Ermeni’ydi. Sayat-Nova ile kendini ruhen yakın hisseden Parajanov, çok sayıda kültüre ev sahipliği yapan Transkafkasya ile arasındaki bağ sebebiyle, ozanın yaşamını beyaz perdeye aktaracak ideal sanatçı olduğuna inanıyordu