Rüzgârın Başrolde Olduğu Dokuz İlham Verici Sanat Eseri

11 Nisan 2017

Pera Müzesi Blog, N’olmuş? işbirliğiyle hazırlanan yazı dizisi devam ediyor. Kendilerini; “Bilindik N’olmuş? sorusunu her gün yeniden soruyor, karşımıza çıkan sayısız beklenmedik cevabı sizlerle paylaşıyoruz. Zaman, mekan fark etmeksizin üreteni buluyor; üretileni sunarak başkalarına ilham vermesini arzuluyoruz.” diye açıklıyor. N’olmuş ekibi, Pera Müzesi Blog için hazırladıkları bu yazılarında “Balkanlardan Gelen Soğuk Hava” sergimizden ilham alıyor!

Nedir bu rüzgârın alametifarikası?

Helenistik Dönem’den 19. yüzyıl romantiklerine, Rönesans’tan günümüz çağdaş sanatına, türlü şekillerde karşımıza çıkan bir tema “rüzgâr”. Sanat tarihi için bu, yalnızca bir doğa olayından çok daha fazlası şüphesiz. Peki nedir bu rüzgârın alametifarikası? İşte bu soruyu, ruhumuzda rüzgârlar estiren dokuz ilham verici sanat eseri için sorduk.

1. Van Gogh – A Wind-Beaten Tree

Vincent Van Gogh, 1883 tarihli eseri A Wind-Beaten Tree’de (Rüzgarın Vurduğu Ağaç olarak Türkçeye çevrilebilir.) rüzgârın kuvvetle savurduğu yalnız bir ağacı resmeder. Fakat belki de bu bir ağacın değil, ağacı bile bükebilecek güçteki rüzgârın resmidir. Kuru, cansız ve güçsüz bitkilerin ortasındaki bu yalnız ağacın bir insanı sembolize ettiğini düşünürsek, sanatçının zor zamanlardan geçen birinin ruh halini resmine yansıttığını görürüz. Van Gogh’un akıl hastanesine yatmadan yıllar önce yaptığı bu resim, sanatçının içine düştüğü duygusal durumun sinyallerini veren bir parçadır belki de. Ağacın gövdesini büken, yapraklarını savuran rüzgâr, adeta bir meydan okuma rolü üstlenir. Sanatçının yarattığı atmosfer umutsuz gibi görünse de A Wind-Beaten Tree bir bakıma güçlüklere rağmen ayakta kalabilmenin resmidir.

Van Gogh – A Wind-Beaten Tree

2. Margaret Mitchell – Gone with the Wind

Türkçeye Rüzgâr Gibi Geçti ismiyle çevrilen Gone with the Wind, Margaret Mitchell’in 1936’da kaleme aldığı Pulitzer Ödüllü romanıdır. Eser, fonda Amerikan İç Savaşı’nın vuku bulduğu entrikalı bir aşk hikâyesini anlatır. Güzel ve güçlü bir kadın olan Scarlett O’Hara, bir aşk dörtgeninin merkezini oluşturur.

Margaret Mitchell – Gone with the Wind

Roman 1939’da, Victor Fleming yönetmenliğinde filme uyarlanmış ve sinema tarihinde bir fenomen haline gelmiştir. ABD yapımı Gone with the Wind, tam 14 dalda Oscar’a aday gösterilmiş, 10 dalda ise ödüle layık görülmüştür. Başrollerini Clark Gable, Vivien Leigh, Leslie Howard ve Olivia de Havilland’ın paylaştığı film yalnızca ABD değil pek çok ülkede büyük ses getirmiştir.

Gone with the Wind ismi, Ernest Dowson’ın “Non Sum Qualis Eram Bonae sub Regno Cynarae” isimli şiirinden ilham alınarak konulmuştur:

“I have forgot much, Cynara! gone with the wind,
Flung roses, roses riotously with the throng,
Dancing, to put thy pale, lost lilies out of mind”

Film Fragmanı

3. The Winged Victory of Samothrace

The Winged Victory of Samothrace, sizi Louvre Müzesi’nin Denon Kanadı’nda tüm görkemiyle karşılar.

The Winged Victory of Samothrace

Helenistik dönem heykel sanatının baş yapıtlarından biri kabul edilen eser, rüzgâra karşı kanatlarını açmış bir kadın figürüdür. Kaidesiyle birlikte 5.5 metre boyunda olan bu figür Yunan mitolojisindeki zafer tanrıçası Nike’dir. Türkçe’de “Semadirek Kanatlı Zaferi” olarak anılabilen heykelin, M.Ö. 3. yüzyılda Yunan deniz zaferi anısına yapıldığı, heykeltıraşının ise Rodos kökenli olduğu düşünülmektedir. Kanatlarını, denizden geldiği tahmin edilen rüzgâra doğru açmış, elbisesi ise aynı rüzgârın etkisiyle savrulan bu kadın figürü insanı hayran bırakan bir dinamizm barındırmaktadır.

Sandro Botticelli – The Birth of Venus

4. Sandro Botticelli – The Birth of Venus

Botticelli'nin sanat tarihinde nice resme ilham olmuş tablosu, Venüs’ün Doğuşu, mitolojik bir efsaneyi tasvir eder: Kronos, babası Uranüs’ün egemenliğini yıkıp ve onun cinsel organını kesmiş, denize atmıştır. Bu sayede Venüs, denizin köpüğünden doğmuştur.

Sandro Botticelli – The Birth of Venus

Tablonun odak noktalarından biri aşk tanrıçasının saçlarını savuran rüzgârdır.

Deniz kenarında bir deniz kabuğunun içinden yükselen Venüs, Batı rüzgârları tanrısı Zephyros’un güller saçan rüzgârına maruz kalmaktadır.

5. Caspar David Friedrich – Wanderer above a Sea of Fog

Caspar David Friedrich’in en popüler tablolarından biri olan 1818 tarihli, “Wanderer above a Sea of Fog”, Alman ressamın karakteristiğini yansıtan romantik bir eserdir.

Balkanlardan Gelen Soğuk Hava

İsmi Türkçeye “Sisler Denizi Üzerinde Bir Avare” olarak çevrilebilecek tablo, kayalıkların üzerinde, uçurumun kenarında duran bir adamı gösterir. Sağ elinde bir baston tutan bu yeşil paltolu adam, yüzünü göremesek de bize hayli melankolik bir duyguyu geçirmektedir. Saçları rüzgârda savrulur; kendisi sonsuz bir sisin içinde, kayalıkların ortasında yapayalnızdır. Bu, doğanın çeşitli halleriyle sarmalanmış bir adamdır ve büyük ihtimalle derin düşünceler içindedir.

6. Bob Dylan – Blowin’ in the Wind

2004 yılında Rolling Stones’un yaptığı “Gelmiş Geçmiş En İyi 500 Şarkı” listesinde 14. sıradan giriş yapmış, efsanevi bir şarkıdır bu. Bob Dylan’ın 1962’de single olarak piyasaya sürdüğü Blowin’ in the Wind’in sözleri, savaş, barış ve özgürlüğe dair sorular yöneltmektedir. Soruların ardından “Cevap, rüzgârda uçuyor” dizeleri gelir. Dylan’ın bu dizelerde ne demek istediği ise net değildir. Fakat “Cevap yüzüne vuracak kadar açık seçik” ya da “Cevap rüzgâr gibi elle tutulmaz, gözle görülmez” anlamına gelebileceği düşünülmektedir.

Dylan, şarkıya dair sorular sorulduğunda “Bu şarkıya dair söyleyebileceğim çok fazla şey yok, cevabın rüzgârda uçuyor olması dışında” yorumunu yaparak parçanın ismine göndermede bulunur.

Film Fragmanı

7. Rembrandt Harmenszoon van Rijn – The Storm on the Sea of Galilee

Rüzgârın fırtına halini tasvir eden bir tablodur The Storm on the Sea of Galilee. 1633 tarihli eserde Rembrandt, İsa’nın Taberiye Gölü’ndeki fırtınayı dindirme mucizesini resmeder. İncil’den bir sahneyi gördüğümüz resimde doğanın haşin yüzü fırtına ve dev dalgalarla insana meydan okumaktadır. Resmin sağ tarafında bulunan İsa ise fırtınanın ortasında sakinliğini korumaktadır.

Andrew Wyeth – Wind from the Sea

8. Andrew Wyeth – Wind from the Sea

Andrew Wyeth 60 yıllık sanat kariyerinde pek çok kez kırsal hayata dair anları resmetmiştir. Wind from the Sea de sanatçının kendine has tarzını yansıtan, ikonik eserlerden biridir. Resimde Wyeth’in sıcak bir yaz gününde, çatı katında bulunan ve nadiren kullanılan pencerelerden birini açtığı anı görürüz. İçeri giren rüzgârın etkisiyle pencerenin hafif ve ince perdesi uçuşur. Loş oda dışarının ışığıyla aydınlanmaktadır ve açık pencereden içeri giren rüzgâr adeta resme bakanın yüzüne çarpmaktadır.

Olson House

1947 tarihli bu resim, sanatçının hayli ünlü tablosu Christina’s World’den bir sene önce yapılmıştır. Burada resmedilen oda ise aslında Christina’s World’de tasvir edilen Olson House adlı çiftlik evinin çatı katıdır… Olson House sanatçının tüm ömrünü geçirdiği Maine’de yer alır.

9.Théodore Géricault – The Raft of the Medusa

1818-1819 tarihleri arasında yapılmış Medusa’nın Salı (Le Radeau de la Méduse) Fransız Romantizmi’nin karakteristik eserlerinden biridir. Medusa, 19. yüzyılda gerçekten var olmuş bir Fransız fırkateynidir. Ressam Théodore Géricault bu resmi, Medusa’nın geçirdiği kazadan çok etkilendiği için yapmıştır.

Resimde Medusa’nın kayalıklara çarparak batmasının ardından, hayatta kalıp bir sala tutunan yolcularını görürüz. Yelkeni şiddetle savuran rüzgârın ve dev dalgaların ortasındaki sal kurtulmayı bekleyen perişan haldeki yolcuları taşır. Resimdeki yüzlerin çaresizliği, tabloya bakanı öyle derinden etkiler ki bir an için sahnedeki havanın sakinleşmesini ve rüzgâr dinmesini umarız.

Balkanlardan Gelen Soğuk Hava

Sanat tarihinde türlü hallerde karşımıza çıkan “rüzgâr”, şimdi Pera Müzesi’ndeki Balkanlardan Gelen Soğuk Hava sergisinden esiyor. Sergi, Balkanlar’ın çağdaş sanatçılarını “rüzgâr” teması etrafında bir araya getiriyordu. Bu tema, hava durumu haberlerinde sık sık duyduğumuz “Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası” kalıbına da bir gönderme niteliğindeydi. 10 Kasım 2016 – 07 Mayıs 2017 tarihleri arasında Ali Akay ve Alenka Gregorič küratörlüğünde gerçekleştirilen sergide, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Karadağ, Kosova, Makedonya, Romanya, Sırbistan ve Slovenya’dan çağdaş sanatçıların işleri yer alıyordu.

Mark Požlep

Mark Požlep

Balkanlardan Gelen Soğuk Hava sergisi kapsamında sergide yer alan sanatçıların eserlerini paylaşmaya devam ediyoruz. Bu kez 1981, Slovenya doğumlu Mark Požlep’in sergideki “Cennetten de Garip” adlı eserini ele alıyoruz. 

Semboller

Semboller

Ali Akay ve Alenka Gregorič küratörlüğünde gerçekleşen Balkanlardan Gelen Soğuk Hava sergimizde, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Karadağ, Kosova, Makedonya, Romanya, Sırbistan ve Slovenya’dan çağdaş sanatçıları ağırlıyoruz.

Müzemizin cephesinde yer alan dev boyutlu fotoğrafı fark ettiniz mi?

Müzemizin cephesinde yer alan dev boyutlu fotoğrafı fark ettiniz mi?

Müzemizin cephesinde yer alan dev boyutlu fotoğrafı fark ettiniz mi? “Balkanlardan Gelen Soğuk Hava” sergisi kapsamında sergide yer alan sanatçıların eserlerini paylaşmaya devam ediyoruz.