Yılbaşının Öteki Yüzü:
Pera Film'den Alternatif Yılbaşı İzleme Listesi

06 Aralık 2023

Pera Film yeni yıl yaklaşırken, Hollywood'un zamansız klasiklerinden modern sinemanın unutulmaz örneklerine uzanan 10 filmlik bir alternatif izleme listesi sunuyor.

Sıcacık aile buluşmaları, klişe romantik komedi hikâyeleri veya neşeli animasyon filmleriyle özdeşleşen yılbaşı konsepti, beyazperdede zaman zaman daha derin, düşündürücü ve rahatsız edici hikâyelere arka plan olarak da karşımıza çıkar.

Yılbaşı ve kış tatili temalarını alışılmadık açılardan ele alan ve korkudan bilimkurguya, kara filmden dramaya uzanan örneklere de yer veren listede, yılbaşı ışıkları altında kırık dökük aşklar hüzünle soluyor; bilimkurgunun karanlık dehlizlerinde dünyanın kaderi yeniden şekilleniyor; sıradan bir adam, ailesinin en büyük kabusu haline geliyor...

 

Carol (2015)


Usta yönetmen Todd Haynes’in, Patricia Highsmith'in "The Price of Salt" adlı romanından uyarladığı Carol, 1950'lerde New York’ta geçen hüzünlü bir aşk hikâyesini takip ediyor. 20’lerinin başındaki yetenekli fotoğrafçı Therese, Manhattan'daki bir mağazada tezgâhtarlık yapmakta ve daha tatmin edici bir hayatın hayallerini kurmaktadır. Therese’den yaşça büyük, varlıklı ve çekici bir kadın olan Carol ise evliliğin konforlu ancak sevgiden yoksun rutinlerine hapsolmuştur. İlk karşılaştıkları an aralarında beliren etkileşim, zamanla tutku dolu bir bağa dönüşür.

 

Phantom Thread (2017)


Paul Thomas Anderson’ın yönettiği film, 1950'lerin savaş sonrası Londra’sında geçiyor. Seçkin ve takıntılı bir moda tasarımcısı olan Reynolds Woodcock kariyerinde zirvedeyken, genç ve güçlü Alma ile tanışır. Hiç beklemediği bir şekilde Alma’nın dahil oluşuyla, Reynolds’ın düzenli ve kontrollü yaşamı altüst olur. Woodcock'un mükemmeliyetçiliği ve kontrol ihtiyacı, Alma'nın bağımsız ruhuyla çatışırken ikilinin arasındaki güç dinamikleri değişir. Başrollerdeki Daniel Day-Lewis ve Vicky Krieps’in olağanüstü performanslarıyla damga vurduğu film, göz alıcı sanat ve kostüm tasarımlarıyla da dikkat çekiyor.  

 

The Gold Rush (1925)


Charlie Chaplin'in başrolünde oynadığı ve yönettiği sessiz film klasiği, 1890'larda Klondike Altın Hücumu sırasında yaşananları konu alır. Chaplin, sevimli ve sakar karakteri Şarlo’yu canlandırdığı bu filmde, zenginlik ve mutluluk arayışıyla Alaska'nın dondurucu çöllerine yolculuk eder. Film, karakterin zorlu koşullarla, açlıkla ve diğer altın arayıcılarıyla mücadelesini anlatırken, komedi ve drama unsurlarını ustaca harmanlar.

 

Strange Days (1995)


Gelecekte, 1999 yılının son günlerinde, distopik bir dünyada geçen bilimkurgu filmi, insanların başkalarının gerçek yaşantılarını kaydedip sonrasında bu deneyimleri yaşamalarına olanak tanıyan bir teknolojinin yarattığı etkileri ele alır. Eski bir polis olan Lenny Nero, bu teknolojiyi kullanarak anıları satar. Ancak, bir dizi cinayet ve yolsuzlukla ilgili bir komployu ortaya çıkardığında, kendisini tehlikeli bir suç ağının içinde bulur. Lenny, eski sevgilisi ve bir arkadaşının yardımıyla, bu karanlık dünyanın derinliklerine dalarken yılbaşı gecesi yaklaştıkça şiddet ve kaos artar.

 

Edward Scissorhands (1990)


Yüksek bir tepedeki kalede yaşayan Mucit, yıllarca çeşitli makineler ve tuhaf mekanizmalarla uğraştıktan sonra sonunda Edward'ı yaratır, ancak Edward'ın ellerini tamamlayamadan hayatını kaybeder. Yaratıcısının ölümü üzerine, yarım kalmış bir varlık olarak, yalnız ve izole bir şekilde yaşayan Edward, kendine özgü elleri için metal makas kullanmaya başlar. Bir gün, yerel bir satış sorumlusu olan Peg onu bulur ve yaşadığı kasabaya getirir. Edward, Peg'in renkli ve sıradan banliyö dünyasında kendine bir yer bulmaya çalışırken, kasaba sakinleri onun farklılığına hem hayranlık hem de şüpheyle yaklaşır.

 

The Shining (1980)


Stanley Kubrick'in ünlü Stephen King romanından uyarladığı korku klasiği The Shining, Colorado'daki ıssız Overlook Oteli’nde kış bekçisi olarak çalışmaya başlayan Jack Torrance'ın hikâyesini anlatır. Jack, karısı Wendy ve psişik güçlere sahip oğlu Danny ile birlikte sezon sonunda kapılarını kapatan otele yerleşir. Ancak otelin geçmişi ve doğaüstü olaylar, Jack'in zihinsel durumunu etkileyerek ailesine karşı şiddetli bir tehdit oluşturmaya başlar. Danny'nin "ışıltı" adını verdiği özel yetenekleri, otelin karanlık sırlarını ortaya çıkarırken, Jack giderek daha tehlikeli ve dengesiz birine dönüşür.

 

Groundhog Day (1993)


Karlar altındaki Punxsutawney kasabasında geçen hikâye, kibirli hava durumu spikeri Phil Connors’ın geleneksel Groundhog Day etkinliğini haber yapmak üzere bu kasabaya gönderilmesini konu alıyor. Phil bu küçük kasabada, garip bir şekilde kendini bir zaman döngüsüne hapsolmuş, aynı günü tekrar tekrar yaşarken bulur. Her gün, Groundhog Day'in sabahına uyanır ve aynı olaylar tekrar eder. Phil ilk başta bu durumu kişisel çıkarları için kullanır, ancak zaman geçtikçe içinde bulunduğu durum nedeniyle daha fazla umutsuzluğa kapılır ve bu süreci kasabanın sakinleriyle, özellikle de yapımcısı Rita ile ilişkilerini iyileştirmeye adar.

 

Ma nuit chez Maud (1969)


Fransız Yeni Dalga akımının önemli yapıtlarından biri olan Éric Rohmer filmi, koyu bir Katolik olan ve ideal eş olarak saf ve dindar bir kadın hayal eden Jean-Louis'nin öyküsüne odaklanır. Jean-Louis, bir gün tesadüfen Maud ile tanışır. Boşanmış bir kadın olan Maud serbest düşünceli ve özgür ruhlu bir ateisttir. Jean-Louis, Maud'la geçirdiği bir gece boyunca kendi inançları ve yaşam tarzı üzerine derin düşüncelere dalar. Film, Jean-Louis'nin Maud ile olan ilişkisini ve kendi içsel çatışmalarını, ahlaki ve dini konular üzerine yapılan zengin diyaloglarla işler.

 

In Bruges (2008)


Suç ve kara komedi türlerini harmanlayan In Bruges, başarısızlıkla sonuçlanan bir görevin ardından patronları tarafından Belçika’daki ortaçağ şehri Bruges'e sürgün edilen iki İrlandalı tetikçiyi takip ediyor. Genç ve tecrübesiz tetikçi Ray, son görevinde masum birini yanlışlıkla öldürmüştür. Bu olayın ardından, onun ve deneyimli ortağı Ken'in, patronlarından gelecek talimatları beklemek üzere Bruges'a gitmeleri emredilir. Ray suçluluk ve pişmanlık duygularıyla mücadele ederken, Ken yılbaşı ışıkları altındaki tarihi şehrin güzelliklerini keşfetmeye çalışır.

 

8 femmes (2003)


François Ozon imzalı bu renkli ve entrika dolu müzikal, yılbaşı tatilinde uzak bir kır evinde yaşanan gizemli bir cinayeti takip eder. Hikâye, 1950'lerin Fransa'sında geçer ve zengin bir adamın karlı bir kış sabahında evinde ölü bulunmasıyla başlar. Bu trajik olay, evde bulunan sekiz kadını -adamın eşi, iki kızı, kayınvalidesi, kız kardeşi, hizmetçisi, bir aile dostu ve kayınbiraderinin eşi- şüpheli konumuna düşürür. Her biri kendi sırlarını ve motivasyonlarını gizlemeye çalışırken, aynı zamanda cinayetin arkasındaki gerçeği çözmeye çalışırlar.

Charlotte Wells’ten Bir Not

Charlotte Wells’ten Bir Not

Hafıza güvenilmesi güç bir şeydir: ayrıntılar belirsizleşir ve öngörülemez bir hâl alır. Hatırlamak için gayret ettikçe daha az şey görürsünüz. Kendisini durmadan çürüten bir hafızanın anısı... Son zamanlarda kendimi, duyguların daha dirençli olduğu noktasında ikna etmeye çalışırken buluyorum; ne var ki bu, epey zor bir iş.

“Sönüp gitmektense yanıp kül olmak daha iyidir”

“Sönüp gitmektense yanıp kül olmak daha iyidir”

1962’de fluxus hareketinin önde gelen üyelerinden Philip Corner, Piano Activities (Piyano Etkinlikleri) başlıklı bir performans sırasında yaptıklarıyla ciddi müzik çevrelerinde büyük olay yaratmıştı.

Rineke Dijkstra Bana Bak!

Rineke Dijkstra Bana Bak!

“Portre insanlık durumunun dışından ve de içinden bahseder, bir kişinin fiziği kadar psikolojisini de yansıtır –ya da yansıtmalıdır.”