Palme

  • 9 Mart 2014 / 17.00
  • 28 Mart 2014 / 19.00

Yönetmen: Maud Nycander, Kristina Lindström
İsveç
105’, 2012, siyah-beyaz
İsveçce, Türkçe altyazıyla

28 Şubat 1986’da, gece geç saatlerde İsveç Başbakanı Olof Palme ve eşi, sinemadan yürüyerek eve dönüyordu. Palme, kimliği belirlenemeyen biri tarafından vurularak öldürüldü. Bu cinayet hiçbir zaman aydınlatılamadı. Maud Nycander ve Kristina Lindström’ün bu kapsayıcı Palme portresi, eski başbakanın mirasını değerlendirme fırsatı olarak başlamış, ölümünün dehşetinden ve dramından uzak durmaya çalışmış. Palme cinayetinin üzerinden 26 yıldan fazla geçti, ama İsveç toplumunda hala tartışılan bir kişilik. Açıksözlü, cesur, kadın haklarını, çevreciliği ve barış hareketini savunan Palme, dünyanın İsveç hakkındaki düşüncesini tek başına değiştirmeyi başardı. Nycander ve Lindström’ün film portresi, Palme ailesinin sağladığı ve daha önce görülmemiş çekimler eşliğinde, hem Palme’yi, hem de yaşadığı dönemi kapsamlı bir biçimde ele alıyor.

Svenska!<br/>Çağdaş İsveç Sineması

Avalon

Svenska!<br/>Çağdaş İsveç Sineması

Mavi Göğün Ardında

Svenska!<br/>Çağdaş İsveç Sineması

Abiler Delirdi!*

Svenska!<br/>Çağdaş İsveç Sineması

Telekız

Svenska!<br/>Çağdaş İsveç Sineması

Palme

Svenska!<br/>Çağdaş İsveç Sineması

Buz Ejderhası

Svenska!<br/>Çağdaş İsveç Sineması

Son Cümle

Svenska!<br/>Çağdaş İsveç Sineması

Klavyeden Uzakta: Pirate Bay

Palme

“Sönüp gitmektense yanıp kül olmak daha iyidir”

“Sönüp gitmektense yanıp kül olmak daha iyidir”

1962’de fluxus hareketinin önde gelen üyelerinden Philip Corner, Piano Activities (Piyano Etkinlikleri) başlıklı bir performans sırasında yaptıklarıyla ciddi müzik çevrelerinde büyük olay yaratmıştı.

Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun!

Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun!

Sanatçı Benoît Hamet, bu yıl 10. yaşını kutlayan Pera Müzesi’nin koleksiyonlarından öne çıkan eserleri yeniden yorumluyor. Hamet, hem gerçek hem kurgusal “tarihi” olaylara mizahi bir bakış sunuyor.

 

Sergey Parajanov Anlatıyor

Sergey Parajanov Anlatıyor

“Olabilecek en kötü hapishane koşullarıyla karşılaştığımda, bir seçim yapmak zorunda olduğumu anladım: ya dibe vuracaktım ya da bir sanatçı olacaktım.”