Bir Kadının Tanımlanması

Yönetmen:  Michelangelo Antonioni
Oyuncular: Tomas Milian, Daniela Silverio, Christine Boisson
İtalya, Fransa , 1982, renkli
İtalyanca, Fransızca, İngilizce; Türkçe altyazıyla

“Hikayenin nasıl olacağını henüz bilmiyorum ama baş karakter bir kadın olacak” diyor, Antonioni’nin arka planında İtalya’yı kullandığı ve insan ilişkilerinin belirsiz doğasını sorguladığı son filminin baş rolündeki kafası karışık yönetmen. Film, bir adamın sanatsal ve erotik bilincini bedensel ve ruhsal açıdan ortaya koyma yolculuğunu beyaz perdeye taşıyor. Karısı tarafından terk edildikten sonra yönetmen kendini iki farklı gizemli kadın ile ilişki içinde bulur: Aynı zamanda bir sonraki filmi için doğru konuyu ve kadın oyuncuyu bulmaya çalışmaktadır. Efsanevi İtalyan yönetmenin bu baş döndürücü anti-romantik, ileri kariyer darbesi, aynı zamanda cinsel açıklığı ve sisli otobanda geçen uzun sahnesiyle Antonioni’nin en önemli sahne yapıtlarından biri niteliğinde.

Antonioni - Sessizliğin Gürültüsü

Bir Aşkın Öyküsü

Antonioni - Sessizliğin Gürültüsü

Kırmızı Çöl

Antonioni - Sessizliğin Gürültüsü

Zabriskie Noktası

Antonioni - Sessizliğin Gürültüsü

Bir Kadının Tanımlanması

Antonioni - Sessizliğin Gürültüsü

Macera

Antonioni - Sessizliğin Gürültüsü

Cinayeti Gördüm

Antonioni - Sessizliğin Gürültüsü

Oberwald’in Gizemi

Antonioni - Sessizliğin Gürültüsü

Kısalar

Turquerie

Turquerie

14. yüzyılda Balkanlar’a giren, 15. yüzyılda Konstantinopolis’i fetheden, 16. yüzyılda Viyana kapılarına dayanan Osmanlı İmparatorluğu, uzun süre Avrupa’nın korkulu rüyası olmuştur. Ancak 17. yüzyıl sonlarına gelindiğinde imparatorluğun genişlemesi durmuştu. 

“Sönüp gitmektense yanıp kül olmak daha iyidir”

“Sönüp gitmektense yanıp kül olmak daha iyidir”

1962’de fluxus hareketinin önde gelen üyelerinden Philip Corner, Piano Activities (Piyano Etkinlikleri) başlıklı bir performans sırasında yaptıklarıyla ciddi müzik çevrelerinde büyük olay yaratmıştı.

Sergey Parajanov Anlatıyor

Sergey Parajanov Anlatıyor

“Olabilecek en kötü hapishane koşullarıyla karşılaştığımda, bir seçim yapmak zorunda olduğumu anladım: ya dibe vuracaktım ya da bir sanatçı olacaktım.”